29 Mayıs 2012 Salı

Karışma!

İşe giderken bir sanayi bölgesinin içinden geçiyorum yürüyerek.Tekstil ve deri işçilerinin yarısına yakınının çocuk işçilerin olduğu bir sanayi bölgesi!
Bizim,sesimizi yükseltirsek acaba travma mı geçirir diye endişelendiğimiz,organik yesin diye sebzeye hakkından fazla para saydığımız,hangi yaşa hangi oyuncak uygun diye kafa yorduğumuz,kreşte yeterince su içiyor mu diye tartıştığımız çocuklarımızdan tek bir farkı olmayan çocuklar,çocuk işçiler!Kaderleri demek istemiyorum sadece koşullarımızın eşit olmadığı ve aslında içlerinde yüzlerce ressam,müzisyen,matematikçi,sporcunun barındığı fakat yaşamak için çalışmak zorunda olan ve hiç de yakışmayan çocuk işçiler!Bu denli hayatın ortasında yaşadıkça ,eşitsizliklere de her geçen gün daha fazla tanık oldukça kimseye gidip de ''e sen de doğurmasaydın kardeşim''diyemiyorsun,diyemezsin.Bu bilinci vermek için hiçbir şey yapmıyorsan,doğum kontrollerini anlatmıyorsan,hatta ve hatta bu yöntemlere ulaşmak için yeterli parası ve koşulu olmayan kadına-erkeğe ulaşmıyorsan boynun kıldan ince kalıyor.Ne prezervatifi,insanlar ekmek bulamıyor!
Peki bütün bunlar bir yanda olurken birileri ne diyor?kürtaj ve sezaryen doğum yasaklansın.Yeni gündem bu.Kişisel olarak zorunlu olmadıkça kürtaja da sezaryene de karşıyım.Ama kişilerin kendi tercihlerine saygı duyması gerektiğini bilecek kadar.
Neden yasaklıyor?Birsürü seçenek var.Uludere'yi unutturacak suni gündem yaratmak sebeplerden sadece biri.Ya da doğurun,büyütün,çalıştırın ki kazanalım.Kazanalım ki kapitalizmi büyütelim.Doğurun ki sürüye katalım.Ha bir de işin dini boyutu var tabi her meseleye bir de bu açıdan yaklaşmazlarsa çarpılırlar aman diyim!
Açık-seçik söylüyorum işte;senin sürüne değil senin yürütmekte olduğun sisteme karşı dursun diye sırf bu nedenle bir kez daha üreyebilirim.Ama karışma,doğurup doğurmama hakkıma da,ne şekilde doğuracağıma da karışma.Daha faydalı bişeyler yap mesela.Yanıbaşındaki fabrikalardan birine git,çocuk işçilerin sigortasız ve hangi şartlarda çalıştırıldığını gör;hatta ağır gelmezse bu çocuklar niye okulda değil de fabrikada diye de sor kendine.Ya da çocuk cezaevlerine de bir uğra bak bakalım şartlar nasıl?Annelerin hazırladığı emzirme reformunu oku mesela süt izinlerini düzenle,süt annelik girişimi ne diyor ne işe yarıyor önce bir anla.Hepsi zor mu geldi,daha basit birşey yap.Sokağa çık,sokaklarına!Kaç tane mendil satan,dilendirilen çocuk var.Say,tek tek.Ama karışma;önce anneliğimizin,kadınlığımızın,insanlığımızın üzerinden elini çek!

2 Şubat 2012 Perşembe

Kar...

Hani anne evlerinde eski albümlerimiz olur ya;ben nedense anneme gidince evin ortasına o albümleri açıp tek tek bakarım eski fotoğraflarımıza.Bu hafta sürekli gülümseyen suratımı gören babam çocukluk fotoğraflarımdan birini gösterip''çocukken de çok severdin''dedi.Kar'lı öyle çok fotoğrafım var ki.Hatırlıyorum o sevinçlerimi.Dönüp dönüp camdan bakmalarımı.Kaç gündür yine aynı sevinç,yine aynı içimin içime sığmadığı haller,yine aynı dışarı çıkmak için uydurduğum bahaneler.Bu defa bana kartopu atan minik eldivenli bir el de var üstelik...

24 Aralık 2011 Cumartesi

2012'ye az kala...

Yağmur,çamur,yol,trafik,uykusuzluk,yorgunluk demeden ucunda eğlence varsa atıyoruz ya kendimizi yollara ve sen bana ''çok eğleniyorum anne seninle sokaklarda''diyorsun ya ve arkadaşlarını görünce onları tek tek öpüp ağız dolusu gülüyorsun, dilediğince zıplayıp dans ediyorsun ,hiç arızasız hiç çekişmesiz sadece keyif dolu şahane bir günü arkamızda bırakıyoruz ya asıl bunun için ben sana çok teşekkür ederim yol arkadaşım...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Buldumcuk...

Kısacık bir ayrılık da olsa yazlıktan dönen çocuk her anne babada aynı cümleleri mi tekrarlatır?
-boyu uzamış
-bence kilo almış
-bak gördün mü ne dedi,bunu yeni öğrenmiş
-saçları da sararmış sanki
-çok büyümüşşşşş
Son güne kadar her şey iyiydi halbuki.O evde yokken yapılabilecek çoğu şeyi yaptım.Ama son gün saatleri saydım,en sevdiği yemeği yaptım,oyuncaklarını salona dizdim,çubuklu dondurma bile attım buzluğa;sırf süprizzz dediğimde bürünecek yüz ifadesini görmek için.
işte öyle...Bugün kapsama alanı dışındaydık blog kızım yoldan geldi biz buldumcuk olduk:)

1 Ağustos 2011 Pazartesi

O...

Biri beş aylık hamile bir anne adayı,biri üç yaşında inadım inat bir kızı (ben),biri 19 yaşında ''çılgın''bir delikanlının annesi olan üç kadın sohbet ettik bugün.Konu nasıl olduysa hayret çocuklara geldi:)
En zoru bebeklik ve 1 yaş dönemi dedim bir ara.Karşımdaki kadının üzerinden henüz yeni bir ergen geçtiğini unutan bir zevzeklikle.Yani henüz üç yaşa kadar bildiğimden en çok ilk zamanlar zorlanmıştım şimdi nisbeten rahatım diye toparladım durumu.Sen büyüsünler de gör bakalım zor mu kolay mı dedi.Ve haklı kadın diyecektim tam.Rock'n coke'a çadır kurdular düşünebiliyor musun dedi.Eeee ne var benim de kurmuşluğum var diyecektim ki yuttum.Sanki rock'n coke'a çadır kurmamışız da birinin ocağına incir ağacı dikmişiz gibi bir muameleye maruz kalmak bana vızz gelir ama bir ergen için ağırdır kabul ediyorum.Rockerların sıradışıyız derken tekmili birden aynı siyah kotu ve tshirtü giyip aslında sıradanlaşması ve nedense daha kirli gezip az yıkanarak dünyayı kurtaracaklarına olan inançları bu kadar ürkütücü geliyor olabilir birilerinin gözüne .Anlamaya çalışıyorum,kızmayın.Neyse konumuza dönelim.
Alışkanlıklar ,doğru-yanlış bilinenler,değer yargıları,önyargılar nasıl da kişiden kişiye ,aileden aileye değişiyor.
Çocuğunun özelleştirmeye karşı bir eyleme katılması sana tehlikeli geliyor,bana gerekli!Rock konserine gitmesi sana çılgınca geliyor ,bana keyifli!Yaktığı her sigara sana saygıyı hatırlatıyor bana ciğerlerini!Bu liste bitmez.Sana,ona,bana göre olanlar her daim değişir,değişecektir.İşte sırf bu yüzden bile anne olmak onu kendinden daha çok düşünmenin yanısıra aslında farketmeden varlığını sürdüren kocaman bir bencillik.Ben bana benzesin istiyorum,sen de sana!
Ben neyi öğrendiysem doğru bildiysem hayata nasıl bakıyor nasıl yaşıyor,neyi seviyor-sevmiyorsam onun doğruluğuna inanıp kızımı da öyle yetiştirmeye çalışıyorum.Dolayısıyla anne olmak hayatın tam da içinden bir mesele.Anneliği ne gözü yaşlı bir türk filmi tadında kutsuyorum,ne de küçümsüyorum.Anneliğe bakışımla eşdeğerdirki o da hayatı öyle yaşasın istiyorum.Evet kendi istediği gibi,mutlu olabileği gibi.Ama insanım ya çelişiyorum benim mutluluk tanımım dahilinde olsun diye de telaş ediyorum,ediyoruz.
En uzaktakini merak etsin,en yakınındakini bilerek...Hayatı kendinden başka insanların da yaşadığını, yaşamaya hakkı olduğunu bilecek kadar duyarlılıkla ciddiye alıp ,çok ama çok gülüp eğlenecek kadar da hafife alsın istiyorum.Ve buraya yazıyorum blog kızım böyle biri olsun daha da sırtım yere gelmez!

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Tatil demek;

Bütün yasakları delip geçmek,
Anne sözü dinlememek,
Şımarmak da şımarmak,
İlla ki kumdan kaleler yapmaktır!

29 Haziran 2011 Çarşamba

Uykuya ve Denize Özlem...

''aaaa senin çocuğun mu var yok canım inanmam'' da deseler,''zaten bu işi beceremiyorum ben ne anneler var'' diye inkar etmeye de kalkışsam,ruhum ne kadar özgürrrrr olup istediği yere gidip konuyorsa da ; aklımdan deniz,kum,güneş çıkmak bilmiyorsa bile yazın gelmesi benim için saat başı uyanıp sırtındaki terli mendili değiştirmek demekse ben birazcık'' olmuşum'' demektir:))))

13 Haziran 2011 Pazartesi

Seni kutsuyorum ey 3!

Biz keyifle denize karşı çayımızı içerken yan masada muhtemelen 1,5 yaşındaki çocuğu denize düşmesin,ağaca toslamasın,bir yudum fazla yesin diye kanter içinde koşturan hiç tanımadığım o kadına neden kendimi bu kadar yakın hissettiğimi iyi biliyorum.Henüz unutmadım yeni yürümeye başlayan bir çocukla nasıl yorucu günler geçirildiğini.
Bense artık çok daha rahatım.Nedenini bilmiyorum ama onun üç yaşında olduğunu söylemek bana gurur veriyor. O artık üç yaşında.Çok şükür...Büyüdü...Ve anneliğe özgü olduğuna inandığım o suçluluk duygusu hiç değişmiyor.Öyle az görüşüyoruz ki ona dair hissettiğim en yoğun duygu bu.Çoğu şeyine tanık olamıyorum.Mesela bir tekerleme öğreniyor ağzım açık dinliyorum,ne zaman bu kadar çok kelime öğrendi hiç bir fikrim yok.Eteklerini tutabileceği uzun, bembeyaz bir elbise giyecek diye o elbiseyi sayıkladığı geceleri biliyorum da onu o elbisesi içinde göremiyorum.Sevdiği sevmediği yemekler değişiyor;herkesten sonra öğreniyorum.Bu kadar yoğun ve evime uzak mesafeli bir işte çalışıyorum diye hayıflansam da dizlerimin üstüne çöküp ''senin için çalışıyorum anneciğim''tribine girmiyorum.O olmasaydı da ben çalışıyor olacaktım nihayetinde.Ama yine de her gün keşke iki saat daha erken gidebilsem diye bin kere aklımdan geçiriyorum.Hafta sonlarını kutsal zamanlar ilan edip ne yapsam da eğlensek diye hafta başından düşünmeye başlıyorum.Evet artık sürekli bişeyler öğretme kaygılarımdan vazgeçtim.Birlikte paylaştığımız eğlendiğimiz zamanları daha fazla önemsiyorum.Elele tutuşup alışveriş yapıyoruz,dans ediyoruz(henüz sevdiğimiz müzikler aynı değil o hala serdar ortaç da ısrarcı ama değişecek ümidim var),arkadaşlarının doğumgününe gidiyoruz,vapura biniyoruz,piknik yapıyoruz,sınırlarımızı zorluyoruz bir günde istanbul'u neredeyse baştan sona katediyoruz. Dolmuşta,trende,orda burda uyuyabiliyor diye böbürleniyor uyumazsa bile amannnnn diyip geçiştirebiliyorum.Fotoğraf çekiyoruz,kitap okuyoruz,bir ona bir bana oje sürüyoruz,kulaklarımıza kiraz takıyoruz,kayısı çekirdeklerinden tren yapıyoruz.''seni çok seviyorum''diyoruz.Gülme krizine giriyoruz en çok.''Duralım artık anne'' diyor,yoruldum!
Kısacık bir haftasonuna upuzun ,çok güldüğümüz zamanlar yerleştiriyoruz.Bebekleri küçük olan arkadaşlarıma parmaklarımla ''3''işareti yapıyorum.Sabır diyorum,az kaldı.
Ha unutmadan bacaklarındaki yaralara her gün bir yenisi ekleniyor.Her akşam tek tek öpüyorum hepsini.Sanırım öpünce gerçekten geçiyor.
İlk kez bu yıl hiç bitmesin , hep 3 kalalım istiyorum...

1 Mart 2011 Salı

Yasakmış!

Yasak-lı her şeyden nefret ediyorum.Birşeylerin erişilebilir engellenebilir hale getirilmesinin düşünmemizi,yazmamızı,konuşmamızı hatta bir araya gelmemizi(ya da birleşmemizi)engelleme çabalarından ibaret olduğunu düşünüyorum.Bloğumu,kızıma ait anıları ve okuduğum onlarca başka anıyı kaybetmek istemiyorum!!!!!!!!!

19 Kasım 2010 Cuma

Ya da biz masal olsak...

2,5 yaşına gelene dek neredeyse her anı göz göze, diz dize doya doya ana-kız birlikte geçirdiğimizden midir nedir bilmiyorum; üç aydır çalışan anneyle beraber yeni bir Irmak var karşımda.Her akşam(akşamı biraz geçe;yok vazgeçtim akşamla gece arası birşey)iş çıkışı anneanneden alınıp eve gidene kadar ki kısa mesafe yolda ne aldırsam diye düşünüp bir market eziyeti bir de yasakları delme çabası sergiliyor sağolsun.Eminim ki o yasaklar bütün gün rafa kaldırılmış şekilde geçiyor zaten.Bir de ben izin verirsem ne olacak diyip karşılıklı bir inatlaşma yaşıyoruz.Kendimizi eve atar atmaz acıktımmmm,hayır yemicem,çişim geldiiii;yapmıcam,üşüdüm örttttt,sıcakladım açççç,terlik giyicemmm,şimdi de çorabımı çıkarıcam diye devam eden bir karşıtlıklar listemiz var bizim.İstisnasız her akşam.Uslu,uyumlu kızımın yerinde yeller esiyor.Anlıyorum;özlüyor.Tek sebebi bu.Naz yapıyor,şımarmak istiyor.Annesi çalışan tüm çocuklar gibi....
Asıl seremoni ''hadi uyuyalım''dediğim anda başlıyor.Yok öyle eskisi gibi uyumayalım demiyor;hatta koşa koşa gidiyor yatağa.Bilmem kaç kez masal dinleyecek çünkü:)))Ve benim için de asıl kabus tam da burda başlıyor.Hangi masal?
İçinde seni yemek için diye bağıran bir kurt olan ''kırmızı başlıklı kız'' mı?
Ormanda kaybolan ''Hanzel ile Gratel''mi?
Görüntüsü diğerlerinden farklı diye dışlanan ''çirkin ördek yavrusu'' mu?
Beyaz atlı prensi gelince her şeyi toz pembe olacak ''uyuyan güzel''i mi''?
Anne ve babası asla kızmayan ''Cemile''serisi mi?
Hırpalanan ''külkedisi''mi?
Beğenemedim hiçbirini.Seçerek anlatmaktan yoruldum.Çocuklara hayatın gri yanlarını anlatmak ne zormuş meğer.Ne bembeyaz olmalı her şey ne de simsiyah.Ama masal bu ya sonu iyi bitmeli değil mi?Kafası karışmamalı,umut vermeli.Oturdum ilk masalı yazdım.İşyerinde kimseye çaktırmadan kızıyla kaç saat sonra buluşacağını parmak hesabı yapan,eve gelince içine çektiği gıdı kokusuyla kendine gelen anneyle sarı papatyasının öyküsü.Olur mu ki?

7 Kasım 2010 Pazar

Başedemediklerim/iz...

Başedemediğim çok şey var dedim ve daha ilk cümlesiyle doğru adresteyim duygusu yarattı.''Annelik;mizah,yaratıcılık ve sabırla birleştiğinde çok eğlenceli ve başedilebilir bir durum haline gelir.Aksi takdirde yorulursunuz,yıpranır ve yıpratırsınız ;hatta zaman zaman çocuğunuzdan bile sıkılırsınız''
Sıkılınılabilinir mi?Bence evet.Hiç ''asla olmaz'' diyen katı kurallarım yok,daha doğrusu olmaması gerektiğini öğrendiğimden beri yok.İnsanız önce.Hatta sadece insanız.Anne olmamız ilki değil hayatımızın.Onun öncesi var,yaşanmışlıklar,hayal kırıklıkları,sevinçler....Beni ben yapan geçmişteki herşeyi yok sayıp artık anneyim ve öncesi beni ilgilendirmiyor diyebilir miyiz?Anne olduğumuz gün ve sonrasında çok şey değişiyor da olsa yaşanmışlıkları yanımızda taşıyarak devam ediyoruz hayatımıza.Bir pedagogun kurduğu bir ''ilk cümle'' bu kadar çok şey hatırlatsın,düşündürtsün ve paylaşma ihtiyacı duyulsun. Bu kadarını beklemiyordum.Bundan sonrasını yorum yapmadan yazmayı yeğleyeceğim.Pedagog Etel Behramanus'la yaptığım görüşmeden aldığım notlar;alıntılar:
-İki yaşına girmiş bir çocuk ben kavramını öğrenme ve benliğini kazanma aşamasına gelmiş demektir.Kendini kanıtlama ve gösterme ihtiyacıyla birlikte  ''inatlaşma''lar,''hayır''lar artar.Denenmiş bir çok yönteme göre dikkati başka yöne çekilmeye çalışıldığında bunu farkedip inatlaşma artıyorsa görmezden gelmek en iyisidir.Deneyin!
-Birçok anne ve babanın yaptığı en kritik ve ileriye taşınan kurtulması en zor yanlış;.çocuğumuza yaptığı hatanın sonucunu yaşatmamamızdır.Oyuncağını bilerek kırdığında  bir daha parka gidemeyeceğini söyleriz ya da yemeğini bitirirse dışarı çıkabileceğini.Oysa ki biri rüşvet,biri cezadır.Hatta ödül bile yanlıştır,verilmemelidir.Yapılması gereken tek şey doğru sebep sonuç ilişkisini kurmaktır.Oyuncağını kırmasının sonucu birdaha o oyuncakla oynayamamasıdır.Bunun parkla bir ilgisi yoktur.Yemeğini bitirmezse bir dahaki öğüne kadar aç kalacağını anlatmak hatta yemek vermemek gereklidir.Bunun da dışarı çıkmakla bir ilgisi yoktur.Sebep neyse yarattığı sonucu ona göstermek,sonucuna katlanmayı bilmesi gerektiğini anlatmak gereklidir.
-Tutarlı , kararlı olduğumuzu görür ve bilirlerse davranışlarına yansıyan öğrenme biçimi de bu şekilde olacaktır.Zamansız ve olmaması gereken birşeyi istediklerinde son derece tutarlı davranarak yerine getirmezsek bir müddet ağlar;ama bilir ki istediği şey yanlış ve yerine getirilmeyecek.Vazgeçer!Başka şansı yoktur.Başka şans bırakılmamalıdır!
-Çocuğumuzla ilgilenen hatta ona bakan diğer aile üyeleri ya da bakıcı, anne ve babayla her zaman aynı konuda aynı şeyi söylemelidir.Birimizin hayır dediğine diğerimizin evet demesi neyin doğru ya da neyin yanlış olduğu konusunda kafa karışıklığına yol açar.Bu açık kapıdır onları şımartan istediğimi yaptırabilirim duygusunu veren.

Görüşmemiz bu dört ana başlık etrafında seyretti.Daha uzatabilir,eni konu yazabilirdim.Ama en özet ve en kritik olan yerleri yazmayı tercih ettim.Tek tek üzerine düşündüğümüzde çocuklarımızı yetiştirmeye başladığımız günden bu yana bu başlıklarda ne çok nefes tükettiğimiz ne kadar çok zaman harcadığımız aşikar!Buna rağmen değişik fikirlere sahiptir eminim bir çok anne.Çünkü bütün sonuçlar vardığımız noktalar çoğu zaman yaşadığımız koşullar,her çocuğun kendine ait gelişimi,tercihleriyle de alakalı.
Bütün çocukların açık bırakılmış kapılara,şımartılmaya ihtiyacı vardır elbet.Ama en azından okul hayatına giriş yapıp gerçek yaşamla karşı karşıya kaldıklarında çok da fazla şaşırmamaları ve nefeslerimizi başka alanlarda
tüketmemiz fikri oldukça sıcak ve doğru görünüyor bana.Denemeye değer!

4 Kasım 2010 Perşembe

Ankara'dan kalanlar...

''Bir gün bir kitap okudum ve hayatım değişti ''diye yazmıştı ya  Orhan Pamuk, ne kadar büyük ve  ne kadar büyülü bir ifade diye düşünmüştüm okuyunca.Olabilirliliğine inandım hep.Bir kitap,bir yazı,bir gülüş,bir el,bir dost,bir fikir gelir sizi bulur ve her şeyi değiştirir...

Kızım için yazmaya başlamamla birlikte hayatıma yeni giren insanlar özlediğim,görmeden duramadığım,çok şey paylaştığım dostlarım olabiliyorlarsa;
Buz gibi bir Ankara gecesi hiç unutulmayacak anlar kazıdıysa beynime;
Kızlarımızı beraber büyüttüğümüz ''uzaktakiler''bu denli yakın gelebiliyorlarsa;
Aynadan gördüğüm şu minik adam büyüse ve Irmağın arkadaşı olabilse diye sabırsızlanıyorsam,
Defalarca söylenmeli o zaman;iyi ki doğdun Nurturia...



6 Eylül 2010 Pazartesi

Evet Nehir'e...

Ayşe Arman köşesinde yazmış.Bu hafta Nehir'e gönderilmek üzere Henkel'den gelecek 20 bin tl 'nin malesef artık hayatta olmayan Nehir'e mi,yoksa başka bir çocuğumuza mı verilmesi konusunda onay istiyor.Sağlığın parayla ölçülmediği,herkesin eşit haklarla sağlık hizmetinden yararlanabildiği bir ülke ve dünya özlemiyle,bu para zaten Nehir'e aitti ve yine ona gitmeli diyorum.Ailenin özel ihtiyaçlarını karşılamak için değil,hastane masrafları için kullanılacağını unutmayalım lütfen.Ve Ayşe Arman'a e-mail atalım ya da yazısına yorum bırakalım.Evet,Nehir'e gitsin.
http://www.hurriyet.com.tr/anasayfa/

5 Eylül 2010 Pazar

Küçüğüm...

Dün sabaha karşı; önce iyi haberlerini okudum Nehir'in.Tam iyiye gidiyor diye güncelleme yapacakkken başsağlığı yorumlarını gördüm.Dondum,kalakaldım
Küçücük bedeni çok büyük ve çok cesur bir savaş verdi.Hele ailesinin bitmeyen umudu,sabrı...
Duygularım yazarak anlatılabilecek gibi değil.Onun onlarca annesinden biri de bendim;onu hep gülen gözlerinle hatırlayacak.
Ailesine sonsuz sabır diliyorum...

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Yine mi?

Oturdum,başka dünya kadar işim yokmuş gibi o işlerin sadece tarafımdan halledilmediği sürece içinden çıkamayacak bir hale dönüşeceğini bilmiyormuşum gibi blogumu taradım baştan ayağa.Bir de ne göreyim!Uykuyla ilgili ne çok yazmışım,post uykuya dair değilse bile bir iki kelime yer vermişim illaki.Uyudu,uyumadı,sevmiyor,uyuyamıyor,uykusuzum,uyku neydi,nasıl birşeydi'ye kadar vardırmışım bir ara.O bir ara ilk üç ayına denk düşüyor.Sabahın köründe kalkan küçük bir bebek nasıl olur da gece yarılarına  kadar gözünü kırpmaz anlamadığım ilk üç ay!Koliktir dediğini duyar gibiyim.Evet kolikti.Evet gazı,sancısı boldu.Ama rahatlatmak için kocakarı reçeteleri dahil her şey denendi.Rahatlatılıyordu ama uyumuyordu.Anne de ''ben uyuyum biraz da siz bakın'' türünden olmayınca iki huysuz baaaayannnn olarak geziyorduk ortalıkta.Çevremdekiler anca şimdi diyebiliyorlar;o zaman Irmak'dan çok sen huysuzdun diye:)))Niye şaşırdınız ki?Huysuzdum evet.Uyumayan oydu,uyuyamayan ben!
İlk üç aydan sonra şahane bir tabloyla karşılaşmadık tabiki.Gazlar pofff diye bitti aniden.Ama uykusuzluk baki kaldı.Gündüz iki kere üçe bölünen iki uyku!Üç bilinmeyenli denklem işte!Çöz çözebilirsen...1 yaşına gelmiş ''kocaman''kızım gündüz uyuyup uyuyacağı bir saatlik uykuları bile ikiye üçe bölmeyi tercih ediyordu niyeyse!Geceleri de beş altı kere uyanıp meme emiyordu,hatta ben bir ara uykusuzluk nasıl vurduysa kaç kere uyanıp emdiğini yazmaya başlamıştım:)))Ne işime yarayacaksa!(Şimdi acayippp saçma geldi:)
Yaz gelsin sokaklarda yorulur uyur,kış gelsin ısınır uyur,bahar gelsin serinler uyur diye diye iki yaşına girmesiyle  ''yeterrrrrr uyumak istiyorum sadece''diyip isyan bayraklarını açtım ve emzirmeyi bıraktık.Ve tatatatammmm deliksiz bir gece uykusu bizimdi artık.Deliksiz!Bölünmeyen!Üç ay sürdük saltanatımızı.Gündüz ,gece tam anlamıyla harika bir uyku düzenimiz oluştu.Meğer fazla sevinmişim.
Bezi bırakmamızla tuvalete kaldırmak gerektiğini atlamışım.''Aman canım bir kere kalkmak da bişey mi ''dememle Irmağın''ben artık sallanmak istemiyorum,yanına yatıcam öyle uyuyalım''demesi bir oldu.Önce yine bir hopladım sevinçten.''Büyüdün kızım , bence de artık sallanmayalım'' dedim ve uzandım yanına.Soyun !dedi bana kendileri.Nasıl yani diye baktım?Soyun anne sırtına dokunarak uyucam.İlginç çocuk!Peki deyip tüm isteklerini yerine getirdim.Tek gözüm açık uyuyor mu diye kontrol ettim.İki saat kadar(abartmıyorum)dönerek uykuya geçmeyi başardı.Ben büyümüş artık benim kızım aman da ne güzel bir duygu bu diye zaferden dönen bir ifadeyle kalktım yanından.Fakat bu tek gözü açık durumlu seansların her biri iki saat kadar sürmeye devam edince eskisinden daha yorucu bir hal almaya başladı.Bu haftaya kadar!
Masal okumamı istiyormuş.Yahu her şey nasıl da benim istediğim gibi gidiyor ,ben de ne zaman uyumadan önce masal okurum diye bekliyordum gibisinden yine aceleci bir sevinç gösterisi yaptım.Uyku saati gelince başladım masal okumaya.Okuma anne anlat,bir yokmuş bir de varmış de:)))Buna da peki.
Bir masal,iki masal,üç masal,dört masal,beş,altı.Bir tane daha anlat!E ama uyduramıyorum artık,yaratıcılığında bir sınırı var.Çizmeli kediyle uyuyan güzeli kanka yaptım.(kedilerden korkma uyuyan güzelden dolayı uykuya yaklaşalım,hani uyumak için yattığımızı bir daha hatırla istersen )daha çıkmıyor kızım uyuyalım!Saatler sonunda uyudu.Ben artık zafer kazanmıştan çok serseme dönmüş vaziyette kalkar oldum yanından.Bugüne kadar!
''Anne ben gündüzleri uyumucam'' dedi ve yıkıldım...''E ama daha çok küçüksün güzel kızım,dayanamazsın akşama kadar,hem çok erken kalkıyoruz.''Erken kalkmıcam anne,akşam da çabuk uyucam''.Buyrun işte,çözmüş formülü. Sabah biraz daha geç kalkıp gündüz uykusunu atlayıp akşam da daha erken yatacak!E ama gündüz sen uyuduğun zaman annene nasıl bir zaman kalıyor biliyor musun,hem 4 yaşına kadar değil miydi bu gündüz uykusu işi,hem daha kreşe gidip bugün uyudu mu diye soracaktım ben öğretmenlerine,DİYEMEDİM!Ama siz diyin de bir rahatlatın beni,Geçer,gider,unutur,dönemseldir,çocuktur bilmez ne söylediğini değil mi:))))))

20 Ağustos 2010 Cuma

Ayçiçeği...

Çocukken ;ailece hatta sülalece her hafta sonu denize gitmek için yollara dökülürdük.O sıcağa,o yola,o otobüs beklemelere aldırmadan istisnasız her pazar.Ne zevkti ama!Hiç aklımdan çıkmaz o anlar.En çok da yolda giderken gördüğüm ayçiçek tarlalarının kurdurduğu hayali hatırlıyorum.Gidiş yolunda yüzleri bana dönük olur,dönüş yolunda arkalarını dönmüşlerdir ya!Önceleri bana küstüler diye düşünüyordum:)Sonra öğrendim ki güneşe dönüyorlarmış!Ve hep istedim,o güneşe dönüşü an be an izleyebilsem keşke.Çocuk aklıma sığdıramadığım birşeydi...
Çocuklarımız da bizim ayçiçeklerimiz mi?Böyle yavaş,böyle hızlı,böyle zor,böyle mucizevi mi büyüyorlar?
Irmağın ilk kez bugün daha önce hiç hissetmediğim kadar büyüdüğünü hissettim,gördüm.Bebek değil artık.
Anne parka gitmicez galiba?
Anne terledim,duş alıcam:)
Ada(oyuncak bebeği)acıkmıştır,çorba ısındı mı?
Okula gidicem ama;elini tutmucam:)

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Bilemedim...

Kalbimi Ege'de bırakmak için daha nasıl bir kare yakalamam gerekirdi ki?

4 Haziran 2010 Cuma

Sadece Nazım...

3  haziran'da yayınlamayı düşünüyordum,olmadı.Ama ne farkeder değil mi?Yaşamayan herkes bu dünyadan o gün gitmiş olmuyor ki.Hele onun gibiler.Hele o...Şiirleriyle,aşklarıyla,hiç vazgeçmediği kimliği ve kavgasıyla..

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne.
Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızlar arasında
Dünyayı çocuklara verelim
Kocaman bir elma gibi verelim,sıcacık bir ekmek somunu gibi.
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar.
Bir günlükte olsa öğrensin dünya arkadaşlığı,
Çocuklar dünyayı alacak elimizden
Ölümsüz ağaçlar dikecekler...

Nazım Hikmet

11 Mayıs 2010 Salı

22 Mart 2010 Pazartesi

Sabır...

Boyama mutfakta,yerde yapılacak.Sandalye yerinden santim oynamayacak.Soğanla sarmısak defterinin kenarında duracak ve mutfak bezi kafaya konacak.Gözler kapanacak;ama görülecek.Şimdi bu alakasız gibi görünen fotoğraf;iki yaş bunalımına(bu sözcüğü sevmiyorum;ama doğruluğuna inanıyorum)doğrudan girmiş bir çocuğun ve bari ikna edemiyorum fotoğraf çekeyim diyen boşvermiş annenin halet-i ruhiyesini anlatır mı bilmem?